fbpx
Turkish Türkçe
Giriş
x
veya
x
x
Kayıt
x

veya

social facebook social twitter instagram WhatsApp iletişim numaramız: +90 552 322 82 62

Sağlık Bilgileri & Makaleler

Uzmanlardan Diş Tedavileri, Estetik & Güzellik, Göz Tedavileri, Saç Tedavileri ve diğer birçok sağlık alanlarında faydalı bilgiler.

MUTSUZ OLMANIN 10 ADIMI

  Mutsuz olmak için mutlaka bunları yapın! Gün içinde her fırsatta mutsuz olduğunuzu düşünün. Hayatta iyi giden şeyler varsa biteceğini unutmayın. Geçmiş kötü yaşantılarınızı hatırlamaya çalışın. Dostlarınızın ufak hatalarını büyütün ve onları hayatınızdan çıkarın. Gelecekte mutsuz olacağınızı hayal edin. Sahip olduklarınızı çok nadir ama eksiklerinizi sürekli düşünün. Yaşantınızın kötü olmadığını göstermeye çalışan varsa sakın inanmayın. Acıklı dizileri izleyin ve yaşantınızla ortak noktalarını bulmaya çalışın. Mutlu olacak gibi olduğunuzda oturun ve mutsuzluğun tekrar beyninize hakim olmasını bekleyin. Bütün bunlara rağmen yine mutlu hissediyorsanız birinci maddeye geri dönün.  
  7229 Tıklanma
  0 yorum
7229 Tıklanma
0 yorum

HAMİLELİK DÖNEMİNDE EŞİN TUTUMU NASIL OLMALI?

Anne adayı bu dönemde desteğe ihtiyaç duyar. Hamile kadına karşı eşi sakin ve anlayışlı olmalıdır. Onun hassas, alıngan ve ilgiye ihtiyacı olduğu bir dönemde olduğunu göz önünde bulundurmalı, ilgi istediği zaman görmezlikten gelmemeli ya da “zaten ilgileniyorum daha fazla nasıl ilgi göstereyim?” diye düşünmemelidir. Bu dönemde anne adaylarının geçirdiği gerek hormonal gerekse psikolojik değişiklikler sonucu uyku azalıyor. Kendini daha sıkıntılı hissediyor, hamilelik dönemi ile ilgili korkular yaşayabiliyor. Kimi anne adayı bu dönemi daha rahat geçirirken kimisi yoğun desteğe ihtiyaç duyabiliyor. Birlikte zaman geçirmek önemli. Bu dönemde eşlerin yapması gereken; eskisine göre daha sık arayıp sormak, gün içinde yapabiliyorsa yanına gelmek, yapamıyorsa da telefon ederek onunla daha çok zaman geçirmek, evde yalnız bırakmamak, akşamları iş çıkışı birlikte dışarı çıkıp zaman geçirmek. “Yorgunum bir şey yapmayalım” demeden, gün içinde sıkılan eşiyle nitelikli zaman geçirmeye gayret etmek çok önemli. Onun korku ve endişelerini hafife almadan üzerinde konuşmalı, yapabildiği kadar onu sakinleştirmeye çalışmalıdır. Ev işlerine...
Devamını okuyun
  6877 Tıklanma
  0 yorum
6877 Tıklanma
0 yorum

Ucuz diş implantlarına dikkat edin

Uygulanacak implantın markası ve hazırlanış teknolojisi çok önemli olduğunu söyleyen Doktorlar, İmplant üzerine yapılacak protezin bu konuda uzmanlaşmış diş hekimleri tarafından yapılması gerektiğini ifade ettiler. İmplant tedavisinin başarısını etkileyen en önemli etkenlerden birisinin implantın markasıdır. Araştırma geliştirme için büyük bütçeler ayırmış dünya çapında hizmet veren büyük firmaların ürettikleri implant vidalarının kullanılması implantın hem kısa dönem de hem de uzun dönem de başarısını önemli bir derecede arttırmaktadır. Ucuz ve sahte implantların çene kemiğine yapışmadığı gibi ciddi enfeksiyonlara da sebep olarak hastalara hem maddi hem manevi zarar vermektedir.Günümüzde orijinal implant vidalarını taklit ederek değişik isimlerle fason üretimler yapılarak hekimlere ve hastalara servis edilmektedir. Sahte (Fason) implantları şöyle sıralayabiliriz:  İnsan sağlığına zarar verebilecek şekilde Dünya sağlık Örgütünün sterilasyon standartlarına uygun olmayarak üretilen, implant vidalarının yüzeyinde sanayi artıkları bırakılmış yüzey temizliği yapılmayarak üretilen,kalitesiz, kırılgan ve ucuz implant vidası materyalleri kullanılarak üretilen, implant vidalarının yüzeyi özel işlemlerden geçirilerek insan vücuduna uygun hale getirilerek üretilmeyen, değişik firma...
Devamını okuyun
  6047 Tıklanma
  0 yorum
6047 Tıklanma
0 yorum

Çocuğunuz Tembel Mi?

  Ders çalışmayan çocuklarımıza tembel yaftamız hazırdır. “Tembellik etmesen ne güzel notlar alırsın. Oturup çalışmıyorsun. Neyin eksik?” der söylenir dururuz. Hele hele cep telefonu ve bilgisayar ile çok zaman geçiriyorsa onu elinden almanın kendisini çalışmaya yönlendireceğini düşünürüz. Kavga dövüş elinden alabilsek bile yine çalışmaz ve gözümüzün içine baka baka televizyonun karşısına otururlar. Bu durumdaki çocuklarımız dikkat eksikliğinden dolayı dersin başına oturmuyor olabilirler. Dersin başında çabuk sıkılıyor, on dakika sonra yerinden kalkıp dolanmaya başlıyor, ders çalışırken sık sık çeşitli bahanelerle size sorular soruyor, sınavlarda da bolca hatalar yapıyorsa bu çocuğunuzun tembel olduğu anlamına gelmez, sadece çabuk sıkılıyor, dikkati dağılıyordur. Dikkat eksikliği düzeldiğinde bu durum kalkar ve ders çalışmaya başlarlar. Tembel dediğimiz hiçbir çocuk tembel değildir. Ders çalışmıyor, dersin başında oturamıyor ve çabuk sıkılıyorsa mutlaka bir problem vardır. Bu problem düzelmeden dersin başına oturamaz. İçi sıkılır, dikkati dağılır, dersten kopar, kafası başka konulara gider, aynı durumu okulda da yaşar. Sınıfta öğretmen onun dalıp...
Devamını okuyun
  7309 Tıklanma
  0 yorum
7309 Tıklanma
0 yorum

SINAVDAN ÖNCEKİ GECE UYKUSU KAÇARSA

Gençlerimizin sınavdan önceki gece uyuyamama korkusu son gece gerçeğe dönüşebilir. Bu yüzden kaygı düzeyi yüksek öğrencilerin son gece uyuyamama riskini yüksektir. Heyecanlandığı zaman uyuyamayan, sınava günler kala yattığı yerde dönüp duran öğrencilerin sınav gecesi uyuyamama riskini ortadan kaldırmak gerekir. İnsan beyninin hipotalamus bölgesinde kaygı esnasında yaşananlar beyinde bir alarm oluşturur. Bu durum bir tehlike olarak algılanır ve uyku merkezi etkilenerek uyku kaçar. Kişi uyanıklık durumunda olduğunda uykuya dalması çok zordur. Bu yüzden sınav kaygısı özellikle son gece artarak uykuyu kaçırabilir. İnsanın yaşadıkları yaşayacaklarının bir yerde göstergesidir. Örneğin telaşlandığı zaman uyuyamayan, gece dönüp duran bir öğrencinin bu durumunun sınav öncesinde yaşanması olasılığı yüksektir. Böyle bir genç son gece uyku uyuyabilmek için dönüp durmamalı ya da uyumak için bilmediği bir ilaç kullanmamalıdır. Son güne kalmadan bir psikiyatriste başvurarak uyuyamama durumunda kullanılmak üzere bir ilaç almalı ve bu ilacı da sınav öncesinde kullanmalıdır. Böylelikle bir yan etkisi olup olmadığını görecek ve daha rahat kullanabilecektir....
Devamını okuyun
  5064 Tıklanma
  0 yorum
5064 Tıklanma
0 yorum

ÇOCUKLARIMIZI BEKLEYEN TEHLİKE: SİBER TACİZ

 Günümüz internet ortamı getirdiği olumluluklar yanında tehlikeleri de barındırmakta, kimi zaman denetimden çıkarak çocuklar ve gençler yönünden tehdit oluşturmaktadır. Özellikle 7-17 yaş arası çocuklar ve gençler bu yönden risk altında olup internet yaşantıları denetlenmediği taktirde vahim sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. ÇOCUKTAN ELDE EDİLEN BİLGİ VE GÖRÜNTÜLER ŞANTAJ UNSURU OLARAK KULLANILIYOR 7-17 yaş arası çocuk ve gençlerin yaşadığı cinsel merak, cinsel tacizler için risk oluşturmaktadır. Bu yaş grubunu çeşitli şekillerde kandırabilen insanlar başlangıçta masumane başlayan yazışmaları daha sonra kamera görüntüleri ile sürdürebilmekte ve daha sonra da elde edilen kamera görüntüleri şantaj amaçlı kullanılarak cinsel istismara yönelebilmektedirler. TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR Türkiye’de internet üzerinden istismara uğrayan 862 çocuk üzerinde yapılan bir araştırma % 62,5’inin kendisini istismar eden kişiyle internet üzerinden, %73,3’ünün facebook, %16.7’sinin ise msn yoluyla tanıştığını ortaya koymuştur. Siber tacizin fiziksel temasa varmasının ötesinde, sözel tacizin, teşhircilik ve pornografik amaçlı çocuk kullanımına kadar varması tehlikenin boyutlarının daha da büyümesine neden olabilmektedir. Bu istismarın sonucunda...
Devamını okuyun
  38347 Tıklanma
  0 yorum
38347 Tıklanma
0 yorum

KAYIPLARIMIZ

Yaşantımızdaki insanları çeşitli nedenlerle kaybederiz. Kimisini ölümle, kimisini ayrılıkla, kimisini araya giren küslüklerle. Gidenlerin kimisi geri gelir, kimisi hiç geri gelmez, kimisini ise belki biz görmek istemeyiz. Bütün bunlar yaşantımızdaki kayıpları oluşturur. Kayıp aynıdır ama bizim tepkilerimiz bize göre ve yaşadığımız ilişkiye göre değişir. Ben bu yazımda daha çok ayrıldığımız insanlardan dolayı yaşadığımız kayıplardan bahsetmek istiyorum. BİTECEK BİR İLİŞKİYİ KİMSE KURTARAMAZ Kimi kayıplar bize yaşamın sonu gibi gelirken kimi kayıplarda ise içimizi gizli bir sevinç kaplar. Hayatımızdan çıkaramadığımız kişi kendi kendine gitmiştir. Bu yüzden kayıpların şiddeti ilişkinin bizim ona ne kadar değer verdiğimiz ve sahiplendiğimiz ile ilişkilidir. Giden insan biz istemezsek bizi üzemez. “Güzelliğin on para etmez bendeki bu aşk olmasa” diyen Yunus Emre’nin dediği gibi bizim gönlümüzdeki aşktır gideni kıymetli kılan. Bu yüzden gidenin ya da kaybettiğimizin arkasından duyduğumuz acı bize ve kişiliğimize bağlıdır. Eğer çok acı çeken, kendini suçlayan, “O iyiydi ama ben onu üzdüm” diyen, yaptığı olumsuzlukları görmek...
Devamını okuyun
  6403 Tıklanma
  0 yorum
6403 Tıklanma
0 yorum

OTİZM KORKULACAK BİR HASTALIK MIDIR?

Otizm, otistik belirtiler denilen belirtilerin bulunduğu bir hastalıktır. Bu otistik belirtiler sosyal çekilme, konuşma gecikmesi ve tekrarlayan davranışlardan oluşmaktadır. Bu belirtilerin azlığına ya da çokluğuna bakarak otizmin korkulacak bir hastalık olup olmadığına karar vermek gerekir. Sonuçta tek bir otistik hastalık yoktur. Atipik otizm denilen otizm belirtilerini taşıyan hastalığın yanı sıra otizmin zihinsel gerilik ile birlikte gittiği durumlar vardır. Zihinsel gerilik çok büyük seviyede değilse bu çocuklar gelişim gösterir ve ileriki senelerde yaşıtlarının arasına karışıp eğitim olanaklarından faydalanabilir. Çok azı dışında otizimli hastaların genel gidişi kötü değildir. Bir çocukluk hastalığı olduğu için çocukluk çağında yaşanan belirtiler ergenliğe geçtikten sonraki dönemlerde hafifler, ağır davranış sorunları yoksa yaşıtlarına göre biraz geriden gitmenin dışında çok sorun yaşamazlar. OTİSTİK ÇOCUKLAR SONRAKİ SENELERDE YAŞITLARININ ARASINA KARIŞIYOR Otizm, beynin gelişimsel bir hastalığıdır. Anne karnında gelişim sırasında ya da doğduktan sonraki bir-iki sene içerisinde ortaya çıkabilir. Nedeni çok bilinmemekle birlikte genetik olarak gelen bir hastalık olduğu, bu geni taşıyan...
Devamını okuyun
  8264 Tıklanma
  0 yorum
8264 Tıklanma
0 yorum

İNTİHARA EĞİLİMLİ MİSİNİZ?

Zaman zaman intihar düşünceleri gelip, ölüp kurtulayım der misiniz? Hastalıklarınız geçmiyor ve yaşam çekilmez hale geliyor mu? Geçmişte intiharı denediğiniz oldu mu? Zaman zaman kendinize zarar verici davranışlarınız olur mu? Ailenize, sevdiklerinize kızıp kendimi öldürürsem onlar bunun acısını çekerler diyor musunuz? Yaşamı kaldıramıyorum, her şey ağır geliyor diyor musunuz? Kendinizi yapayalnız ve desteksiz hissediyor musunuz? İntihar edenleri savunur onların çaresiz olduğunu öne sürer misiniz? Ailenizde geçmişte intihar eden oldu mu? Öfkelendiğinizde anda gözünüz bir şeyi görmez ve kendinize zarar vermeye kalkar mısınız? "Hayır"ların sayısı fazla ise... Cevaplarınızdaki “Hayır” ların sayısı “Evet”lerin sayısından fazla ise intihara eğilimli değilsiniz. Ölüm zaman zaman kurtarıcı gibi geliyordur ama yaşama daha bağlı olmak sizi kurtarıyor. İntihar kişinin çaresizliğinde ortaya çıkan bir duygu olup bununla baş edebilmek zaman zaman güç gelse de yaşamınıza son vermek çözüm değildir. İntihar düşünceleri depresyonla ortaya çıktığı için depresyonun tedavi edilmesi intihar düşüncelerini kaldıracak, terapiler intihar düşüncesini kurtarıcı olmaktan çıkaracaktır. İntihar düşünceleri...
Devamını okuyun
  15122 Tıklanma
  0 yorum
15122 Tıklanma
0 yorum

PANİK BOZUKLUĞUN İLAÇSIZ TEDAVİSİ

Panik bozukluk birden bire başlayan nefes alamama, kalp çarpıntısı, ölüm duygusu, kontrolü kaybedip deli olma korkularının yaşandığı bir hastalıktır. Geldiği zaman en fazla 20 dakika sürse bile bunu bir kere yaşayan kişi sürekli olarak bunu yaşama korkusu ile yaşantısını kısıtlamakta ve gün boyu panik gelir mi diyerek beklemektedir. Panik bozukluğu olan kişiler halk arasında yaygın inanışla bağımlı olma korkusu yaşayarak ilaç kullanmak istememekte, ilaç dışında bir seçenek olmadığını düşünerek hastalığı ile birlikte yaşama yoluna gitmektedir. Tabii bu hastalıkla birlikte yaşamak mümkün olmadığı için de hayatı zorlaşmaktadır. Panik bozukluk ilaçsız olarak tedavi edilebilir. Özellikle hastalığın ilk başladığı zamanlar yakalandıysa ve hastalar terapiye uyum sağlarlarsa o zaman ilaç kullanmadan, terapi ile atlatılması mümkündür. Bu konuda bilişsel terapilerin faydası çoktur. Gelen rahatsızlığın bir kalp krizinin göstergesi olmadığı, bunların kişiyi öldürmeyeceğini fark etmesi kişinin panik konusunda ki korkularını kaldırmaktadır. Egzersiz yaptığı zaman da aynı belirtileri yaşayıp, sık nefes alıp verdiğinin ve kalp atım hızının yükselmesinin...
Devamını okuyun
  5919 Tıklanma
  0 yorum
5919 Tıklanma
0 yorum

DİKİŞSİZ İMPLANT

Gelişen teknoloji sayesinde artık dikiş bile gerektirmeden implant cerrahisi yapılabiliyor. İşlem ağrısız ve hızlı bir şekil tamamlanıyor. Üstelik bir saat sonra günlük aktivitelerinize devam edebiliyorsunuz. Dikişsiz implant mümkün müdür? İmplantoloji alanındaki en son yeniliklerden bir tanesi de “Flapless Surgery” olarak adlandırılan dikişsiz implant uygulama tekniğidir. Bu tekniğin başarısı uzun yıllar süren klinik çalışmalarla ispatlanmış, günümüzde hastalarımıza sıklıkla ve güvenle uyguladığımız bir yöntem haline gelmiştir. Bu teknikte klasik implant uygulamalarından farklı olarak dişetinde bistüri ile kesi yapılmıyor ve uygulama sonrasında dikiş atılmıyor. Bu yöntemin uygulanabilmesi için öncelikle detaylı bir klinik ve radyografik inceleme yapılarak; anatomik yapılar, kemiğin boyu, genişliği, yoğunluğu, dişeti kalınlığı değerlendirilmesi gerekiyor. İlk olarak dişeti üzerinde küçük bir boşluk oluşturuluyor. Bu boşluktan girilerek kemikte implant için bir yuva hazırlanarak, implant buraya yerleştiriliyor. Bu yöntem, tek diş eksikliklerinde uygulanabildiği gibi 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi yardımıyla hazırlanan rehber şablonlar kullanılarak tüm dişsiz ağızda çok sayıda implant planlanan vakalarda da kullanılabiliyor. Bu teknik...
Devamını okuyun
  6526 Tıklanma
  0 yorum
6526 Tıklanma
0 yorum

BİLİNÇLİ SEDASYON

Bilinçli Sedasyon - Gülme Gazı Birçok kişi, sadece diş hekimi korkusu yüzünden diş tedavilerini yaptırmaktan çekinmekte ve diş sorunlarını erteleyerek daha ciddi ağız-diş sağlığı sorunları ile uğraşmak zorunda kalmaktadır. Diş hekimliği tedavilerinden korkan kişiler diş hekimi koltuğunda genellikle gergin, korkulu ve aşırı derecede endişelidirler. Bu durum hem onlar hem de tedaviyi yapacak diş hekimi için bir dezavantajdır. Tüm dünyada endişeli ve korkan hastalar için uygulanmakta olan “Bilinçli Sedasyon” etkin bir yöntemdir. Bilinçli Sedasyon Nedir? Bilinçli Sedasyon, Nitroz Oksit gazının solunmasıyla sakinleştirici etki veren, korku ve kaygıyı ortadan kaldıran bir sistemdir. Bu sistem genel anestezi değildir.  Hasta hekimden aldığı komutları yerine getirir. Diş hekimi hastadan ağzını açması istediğinde hasta bunu kolaylıkla yapar. Kullanım alanları; - Diş Hekimi korkusu bulunan yetişkinler - Bulantı/kusma refleksi olan hastala - Fiziksel, zihinsel engelli hastalar Nitroz Oksit solunmaya başladıktan kısa bir süre sonra hastanın endişeleri hızla ortadan kalkar. Stresi bir anda rahatlamaya dönüşür. Nitroz Oksit akışı kesildikten...
Devamını okuyun
  8389 Tıklanma
  0 yorum
8389 Tıklanma
0 yorum

Diş Beyazlatma

Dişler yıllar içerisinde yiyecekler,içecekler(kahve,şarap,çay v.b.) ve sigara tüketimi nedeniyle beyazlıklarını kaybedebilirler.bu durumu düzeltmek için diş beyazlatma işlemi yapılabilir.Diş beyazlatma işlemi porselen kaplamalarla karşılaştırıldığında kolay,güvenilir,ekonomik ve dişler aşındırılmadığı için daha koruyucu bir işlemdir. Dişlerde neden lekelenme ve renk değişimi olur? Diş rengi, göz rengi ve saç rengi gibi kişiye özgüdür.Dişin içerdiği elementlerin birbirine göre oranı dişin rengini belirler.Mine yüzeyi gözle görülmeyen küçük delikli bir yapıya sahiptir.Bu nedenle dişin doğal rengi zaman içerisinde dış etkenlerden etkilenerek değişebilir. Her çeşit renkleşmede aynı sonucu alabilir miyiz? Zaman içinde oluşan sarı ve hafifçe kahverengi renkleşmeler en iyi sonucu verirler.Koyu kahve,mavi-gri renkleşmeler ise dişin en derin yapılarına yerleşmiş zor beyazlatılan renkleşmelerdir.Bu tür renkleşmeler genellikle dişin gelişimi esnasında tetrasiklin gibi antibiyotiklerin kullanımı sonucu oluşurlar ve istenilen sonucun elde edilmesi için beyazlatma seans sayısının arttırılması gerekebilir. Tedavi nasıl uygulanır? Seçilebilecek iki tip tedavi yöntemi vardır.Bunlardan ilki dişhekiminizin kliniğinde daha hızlı sonuç alınan yöntemdir.(office bleaching) Diğeri de yine hekiminiz tarafından...
Devamını okuyun
  9311 Tıklanma
  0 yorum
9311 Tıklanma
0 yorum

Niçin Evleniriz ? Evlenmek Gerekli mi ?

Bazı meslektaşlarımın, bazı aydınların ve evlilik sorunları üzerinde çalıştığımı duyan dostlarımın sık sık sordukları, ‘’Evlilikten yana mısın yoksa evlilik kurumuna karşı mısın?’’ sorusunu ben kendi anlayışımla ilgi alanım dışında tutmuşumdur. Çünkü böyle bir soru, ‘’4000 yıl önce insanlar neden evliliği kabul ettiler, böyle bir kurumu neden geliştirdiler?’’ sorusuna yanıt arama kadar zor ve geçerliliği olmayan bir sorudur. Bazı çevrelerce tartışılmasına, olumlu ve olumsuz yönlerinin ortaya konmasına karşın, sorunun bu biçimde ele alınıp çözümlenmesine olanak göremiyorum. Benim somut olay ve gözlemlere dayanan, uygulamalı bilimsel uğraşımla da uzak yakın bir ilgisi yoktur bu sorunun. Çünkü beğensek de beğenmesek de, evlilik günümüzün toplumsal bir gerçeğidir. M.Ö. 2000 yılından günümüze kadar devam etmiş, çağlar boyu temel nitelikleri değişmemiş yönleriyle geçerliliğini koruyan, varlığını sürdüren bir gerçektir. Insanın belki de doğadışı kurduğu, geliştirdiği ilk kültür olgusudur evlilik. Bir kültür ürünü olduğu için, insanın her kültür ürününde görülen zayıflıklar, aksaklıklar bünyesinde taşıması da doğaldır. Zamanla gelişip değişime uğrayabilir,...
Devamını okuyun
  5736 Tıklanma
  0 yorum
5736 Tıklanma
0 yorum

Kadınlarda Depresyon

Kadınlarda depresyon erkeklerde gözlenenin iki katıdır. Bu her yaş dönemi için geçerli olmakla birlikte özellikle genç kızlık ve yaşlılık döneminde daha da artmaktadır. Kadınlarda depresyonun daha sık görülmesinin nedenlerinden biri östrojen hormonudur. Bununla birlikte yaşadığı koşullar da kadınlarda depresyonu arttırmaktadır. Özellikle öğrenilmiş çaresizlik adı verilen ve depresyona neden olan temel psikolojik koşulların başında gelen duruma kadınlarda daha sık rastlanılmaktadır. Kişinin olaylar karşısında tepki verememesi, bunun için yeterli güce sahip olamaması ve ne yaparsa yapsın koşulları değiştirememesi durumu depresyona neden olan temel faktörlerden biridir. Çocukluk çağından itibaren “Sen kızsın yapamazsın; Ağabeyin dışarı çıkıyor ama sen kız başına bir yere gidemezsin, sonra senin için ne derler, adın çıkar, vde kalacaksın, bir koca bulamadın” sözleri kadınların yaşamları boyunca karşılarına çıkan, onları cinsiyet ayrımında etkileyen başlıca konulardır. Bunların sonucunda kendilerini güçsüz ve çaresiz hissetmekte, kendilerine yeteri kadar güvenmemekte ve en ufak bir olayda demoralize olup depresyona girmektedirler. Bu da depresyonun kadınlarda daha sık ortaya çıkmasına...
Devamını okuyun
  10901 Tıklanma
  0 yorum
10901 Tıklanma
0 yorum

ÖN ÇAPRAZ BAĞ TAMİRİ

Ön Çapraz Bağ Anatomisi Ön çapraz bağ diz ekleminin stabilizasyonunu sağlayan ana bağdan biridir. Diz ekleminin ortasında bulunur ve dizin öne kaymasını engeller, tam yırtığında hastalar dizde boşalma şikayeti ile hekime gelirler. Ön çapraz bağ yırtığında risk faktörleri: 1- Çapraz bağın yapıştığı alanda anatomik darlık olması 2- Yaygın bağ gevşekliği bulunması 3- Bozuk zeminde spor yapılması 4- Kadınlarda risk erkeklere göre 4-8 kat fazladır. Oluş Mekanizması: Sıklıkla ayak zeminde sabit duruken vucudun diz üzerinde dönmesi sonucunda ortaya çıkar. Basketbol veya futbol gibi spor ile uğraşanlada koşarken yön değiştirmek için ani yavaşlama sonrasında ortaya çıkar. Ayrıca sıçrama sonrasında diz üzerine kontrolsüz yüklenme de çapraz bağın yırtılmasına neden olabilir. Ön çapraz bağ yaralanması ile birlikte sıklıkla menisküs yırtığı da görülür. Ön Çapraz bağ yokluğunda diz ekleminin biyomekanik ve kinematiğinin bozulması; menisküs ve diz eklem kıkırdağının anormal yük altında kalmasına , bunun sonucunda da dejeneratif artrit(kireçlenme) meydana gelmesine yol açar. Hastanın Şikayeti: Hastanın öyküsü...
Devamını okuyun
  9244 Tıklanma
  0 yorum
9244 Tıklanma
0 yorum

DENTAL AMALGAM DOLGULAR ZARARLI MIDIR?

Dünya Dişhekimleri Birliği (FDI) 2011 Bildirisi  ve Amerikan Dişhekimleri Birliği'nin (ADA) Aralık 2010 Raporu'nun  Ortak Sonuçları Dental amalgam, güvenilir ve efektif  (etkili, işe yarar) bir restoratif materyaldir.  Mekanik direnci yüksek, kenar adaptasyonu ve uzun süreli kalıcılığı ile geniş okluzal diş yüzeylerinin restorasyonu için çok uygundur. 6 yaş ve daha büyüklerde, dental amalgam ile sağlık açısından oluşan yan etkiler arasında nedensel bir ilişki kurulamamıştır. Ayrıca 2 araştırmada, 6 yaş ve daha büyüklerde, amalgamın kullanımı ile ilişkili olarak herhangi bir nörolojik ve böbrek sorunu bulunamamıştır.  Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), bilimsel araştırmalara dayanarak dental amalgamdan açığa çıkan civa buharının 6 yaş ve daha yaşlı bireylerde civa ile ilişkilendirilebilecek yan etkiye neden olmadığına karar vermiştir. Dental amalgam ile 6 yaş altı çocuklarda oluşan civa günlük dozu, günlük tahmini oluşan dozdan daha düşüktür.  Dental amalgamdan oluşan annenin sütündeki civa buharının bebek için bir risk oluşturmadığına karar vermiştir. Bilimsel kanıta dayalı çalışmalar Dental amalgamın sağlık...
Devamını okuyun
  5654 Tıklanma
  0 yorum
5654 Tıklanma
0 yorum

İLİŞKİLERDE STOCKHOLM SENDROMU NEDİR?

“Beni anlayamazsınız.” Böyle tanırsınız bir ilişkideki Stockholm sendromunu. Dışardan bakıldığında çekilmeyecek ilişkileri çeken, sürdürülmeyecek evliliği sürdüren insanların kendilerine bunu yaşatan insana duyduğu bağımlılığı anlatır Stoockholm sendromu. Adını İsveç’in başkenti Stockholm’de 1973 yılında yaşanan banka soygunundaki olaylardan almıştır. Rehin alınanların banka soyguncuları ile yakınlaşması, onları haklı bulması, yardım etmesi hatta aralarından sonraki yıllarda onlarla evlenenlerin çıkması sırasında yaşanan duygusal bağlanmalar Stockholm sendromu olarak adlandırılmıştır. Bu terim sonraki yıllarda tecavüze uğrayanların tecavüzcüye, fahişeliğe sürüklenen kadınların kendilerini bu duruma sokan insanlara ya da şiddete uğrayan insanların kendilerine bu şiddeti uygulayan kişilere duyduğu yakınlığın tanımlanmasında da kullanılmıştır. İNSAN KENDİSİNE ZARAR VEREN BİR İLİŞKİYİ NEDEN SÜRDÜRÜR? Bir insan neden kendine eziyet eden bir insanı sever, onu haklı bulur ve ilişkisini sürdürür? Bunu farklı şekillerde açıklamak mümkün, şiddet olaylarında can korkusu; evliliklerde yaşamını finansal olarak sürdürememe korkusu; ikili ilişkilerde bir daha kendisini kimsenin sevmeyeceği korkusu bu ilişkiyi sürdürmenin mantıklı açıklaması olarak alınabilir. Bu durumu ilişkiler bazında değerlendirirken biraz...
Devamını okuyun
  17097 Tıklanma
  0 yorum
17097 Tıklanma
0 yorum

ERKEKLERDE CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDENLERİ NELERDİR?

  Son zamanlarda giderek artan oranda erkek danışanım ve onların eşlerinden bu konuda şikayet olması nedeniyle bu konuyu yazmak istedim. Erkeklerde cinsel ilgi azlığı bazen kısa dönemler halinde olabildiği gibi bazen de daha uzun zaman sürebiliyor.  CİNSEL İSTEKSİZLİĞİN NEDENİ BÜYÜK ORANDA PSİKOLOJİK KAYNAKLI Erkeklerde cinsel ilgi azlığı en çok psikolojik kaynaklı olmakla birlikte, oranı düşük de olsa kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, testesteron düzeyi düşüklüğü, aşırı alkol kullanımı ve kilo fazlalığı gibi fiziksel sorunlar sebebiyle de olabiliyor.  Psikolojik faktörlerin başında erkeğin eşine karşı ilgi ve istek azalışı geliyor. Başlangıçta iyi giden cinsellik kadının hamileliği, hamilelik sırasında vücudunun değişmesi, erkeğin gözünde çirkinleşmesi, doğumdan sonra anaç bir hal alıp sürekli çocuğu ile ilgilenip erkeğe cinsellik için enerjisinin kalmaması ile aksamaya başlıyor. Sonuçta eşler aralarında cinsel soğukluk oluşup bu da bir süre sonra erkeğin eşine ilgi ve istek azlığına neden oluyor. Eşini artık kadın olarak değil de bir anne olarak görmesi, cinsel duyguları şefkat duygularına...
Devamını okuyun
  24486 Tıklanma
  0 yorum
24486 Tıklanma
0 yorum

İMPLANT BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER,İMMEDİYAT YÜKLEME

İmplantlar standardize edilmiş hassas bir cerrahiyle çene kemiğine yerleştirildikten sonra iyileşme döneminde hareketsiz olarak kalmalıdır.Günümüzde gelişen teknoloji ile geliştirilen yeni implant yüzeyleri ve tasarımları sayesinde cerrahi sonrası iyileşme için gereken bekleme süresi 15 güne kadar indirilmiştir. Dental implant uygulamalarında başarıyı etkileyen en önemli faktör operasyon sonunda implantın stabilitesinin sağlanmış olmasıdır.İmplantın ilk yerleştirilmesi sırasında oluşan bu stabiliteye primer stabilite denir.Primer stabiliteyi de etkileyen faktörler; 1-implantın yerleştirileceği çene kemiğinde yapılacak cerrahi işlemin hassasiyeti, 2-kemik ve implant yüzeyi arasındaki kontakt miktarı( yani implantın sıkıca kemiğe tutunmuş olması), 3-implant yerleştirelecek kemiğin yoğunluğu, kalitesi Primer olarak cerrahi işlem sırasında elde edilen stabilite sayesinde implant, kemikle sıkıca bir kontakt sağlamış olur.Böylece iyileşme sürecinde osseoentegrasyonu sağlıklı bir şekilde tamamlanır. Bu duruma sekonder stabilite denir.Sekonder stabilite fonksiyon sırasında oluşan kuvvetlerin karşılanması için gereklidir.  Dental implantlar çene kemiği içine  yerleştirildikten sonra 3 farklı zamanlamayla  üst yapıları yapılarak fonksiyon görmeye başlarlar.Bu zamanlar şöyle sıralanır: 1-İmmediyat yükleme (ilk bir haftada implantın üzerine...
Devamını okuyun
  6141 Tıklanma
  0 yorum
6141 Tıklanma
0 yorum